Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |
Ağustos 2007 tarihli yazilar (sayfa 1)Ağustos 2007 tarihli diger ogeler resimler , videolar

Müzik dinleyen bebekler daha çabuk büyüyor

musikibebeProf. Dr. Faruk Yorulmaz, müziğin kişinin psikolojisini ve beden sağlığını çok yakından etkilediğini söyledi. Araştırmaların, iş yerlerinde çalınan hafif ve hareketli müziğin, çalışanların yaptıkları işe konsantrasyonunu ve iş başarısını çok önemli ölçüde artırdığını gösterdiğini belirten Yorulmaz, bu nedenle eski çağlardan beri insanların acılarını, sevinçlerini, ayrılıklarını, kavuşmalarını, mutluluklarını hep müzikle ifade ettiğini kaydetti.

Müziğin stresi ve sıkıntıyı azaltarak ruh sağlığını da koruduğunu anlatan Yorulmaz, anne karnındayken müzik dinletilen bebeklerin psikolojik gelişimlerinin daha iyi olduğu, hırçın davranışlar yerine daha uyumlu davranışlar sergilediklerinin gözlendiğini söyledi.

ABD’de yapılan bir araştırmada klasik müzik dinleyen bebeklerin daha çabuk büyüdüğü ve daha uyumlu olduklarının gözlemlendiğini bildiren Yorulmaz, “Klasik müzik çalındığında bebeklerin kalp atışları ve nefes alıp vermelerinin daha düzenli hale geldiği belirlenmiştir” dedi.

Klasik müziğin iştah açtığını ifade eden Yorulmaz, şunları kaydetti:
“Türkler ruh hastalıklarının tedavisinde uzun süre müzikten faydalanmışlar, hatta ruh hastalıkları dışında pek çok başka hastalıkta da müzik tedavisi ile ilgili yazılar yazmışlardır. Doğru seçilmiş bir müzik, insanın daha mutlu bir hayat yaşamasına yardımcı olur. Ruhsal olarak sıkıntı veren, üzücü, stresi artırıcı, ayrılık, ölüm, kötü kader gibi ifadelerle insanı ümitsizliğe, çaresizliğe ve olumsuz durumdan kurtulmak için çaba göstermekten kaçınmaya götüren müzik parçaları toplumsal ruh sağlığımızı tehdit etmektedir. Çoğunlukla bu tür müzik parçalarını dinlemeyi tercih eden insanlarda, kötümser ruh hali kişiliklerine ve yaşadıkları hayata da yansımakta, bu karamsar, ümitsiz ruh hali tüm hayatlarını, dünyaya ve olaylara bakış açılarını etkilemektedir.”

2 milyon kadın tüp bebek için sırada

tupbebe SSK’lıların da tüp bebek uygulamasından yararlanabilmesinin önünün açılmasıyla, Türkiye’de şu anda yaklaşık 2 milyon kadının tüp bebek için ilgili merkezlere başvurduğu belirtiliyor.

 

Ufuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Dr. Rıdvan Ege Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Recai Pabuçcu, Sağlık Bakanlığı’nın Haziran ayında SSK hastalarının da Emekli Sandığı ve Bağ-Kur’lular gibi tüp bebek uygulamasından yararlanabilmesinin önünün açılmasıyla, tüp bebek için hastanelere ve tüp bebek merkezlerine yapılan başvuru sayısında önemli ölçüde artış olduğunu söyledi.

Devletin, Emekli Sandığı, Bağ-Kur ve SSK’lı hastalara tüp bebek tedavisi için 1260 YTL’lik yardım yaptığını ve ilaç masraflarının yüzde 80’ini karşıladığını anımsatan Pabuçcu, Türkiye’de şu anda yaklaşık 2 milyon kadının tüp bebek için beklediğini bildirdi.

Pabuçcu, Türkiye’de ilk tüp bebek uygulamasının 1989 yılında yapıldığını belirterek, “Ülkemizde, o tarihten bugüne kadar tüp bebek yöntemiyle 30 bin canlı bebeğin dünyaya geldiği sanılıyor” dedi.

“35 YAŞ ÜSTÜ HASTA SAYISI ARTTI”
Tüp bebek uygulamasının 7-8 bin YTL’ye mal olduğu için maddi sıkıntı çeken hastaların tüp bebek uygulamasından yararlanamadığını ifade eden Pabuçcu, şöyle konuştu:
“Bu ücreti veremeyen aileler, tüp bebek merkezlerine şimdi müracaat etmeye başladı. Ancak geçen bu süre içinde, anne olmak isteyenlerin yaşı ilerledi. Tedavinin başarısında anne yaşı çok önemli. Beklenilen bu süre zarfında anne yaşı 38’in üzerine çıkmış durumda. Şu an tüp bebek merkezlerine yapılan müracaatlar içerisinde 40-45 yaş aralığında çok sayıda hasta var. Bu yaş aralığında, tedavinin başarılı olma olasılığı çok düşük. Bu durum hem hasta hem hekim açısından moral bozucu. İdeal olanı 35 yaşın üstünde olmamak ama 40-43 yaşındaki hastaları da kabul ediyoruz, 43 yaş üstünü ise tedaviye almıyoruz. 40-43 yaş grubundaki hastalarda başarı oranı yüzde 10’u geçmiyor. Bu yaş grubundaki her 10 kadından biri gebe kalıyor ancak bunun çoğu düşükle sonuçlanıyor.”

Bu gruptaki kadınlarda yumurta sayısının az ve kalitesinin düşük olduğunu ifade eden Pabuçcu, tedavinin başarısının iyi yumurtaya bağlı olduğunu kaydetti. Pabuçcu, düşük kaliteli spermin yumurtayı dölleyebildiğini ifade ederek, “Sperm kaliteli olur, yumurta kalitesiz ise başarı şansı çok az” dedi.

Erkekte sperm yapımının sürekli olduğunu, ama kadınların var olan yumurtayı kullandıklarını, yeni yumurta yapma şanslarının olmadığını anlatan Pabuçcu, anne karnındaki 5 aylık bir kız bebeğin her iki yumurtalığında 7 milyon yumurta bulunduğunu, bunların daha doğarken 6 milyonunun kaybedilerek bir milyona, 13 yaşındayken 700 bine, 35 yaşında ise 25 bine indiğini kaydetti. Pabuçcu, “38’li yaşlardan sonra sadece yumurtalıkların içindeki yumurta rezervleri azalmayıp, dışarıdan bu yumurtaların uyarılması için verilen ilaçlara da duyarlılık çok azalmaktadır” diye konuştu.

“YUMURTALIK OPERASYONU GEÇİRENLER RİSKLİ”
Pabuçcu, çikolata kisti olanların, günde 10’dan fazla sigara içenlerin, fazla miktarda kafein-alkol tüketenlerin, erken menopoz riski olanların, genetik faktörlerin ve genç yaşta yumurtalık operasyonu geçirenlerin çocuk sahibi olmak için riskli gruba girdiklerini söyledi.

“İlk çocuğu geç yaşta yapmak kısırlığa etki ediyor” uyarısında bulunan Pabuçcu, kadın yaşının 30’un üzerinde olması, ağrılı adet görmesi ve çiftlerin çocuk sahibi olmayı planlamasından sonraki bir yıl içerisinde gebeliğin olmaması ve tedavi ile yumurtalıkların uyarılması sırasında kaliteli yumurta elde edilememesi durumunda en kısa zamanda tüp bebek merkezlerine gidilmesi gerektiğini kaydetti.

Pabuçcu, Türkiye’de kısırlığın dünyadaki rakamlarla eş değer olduğunu belirterek, “Ülkemizde kısırlık oranı yüzde 15. Her 100 çiftin 15’i bir yıl sonunda gebe kalamıyor. Türkiye’de şu anda kısırlık oranının artmış gibi görünmesi, ekonomik nedenlerle çiftlerin tüp bebek uygulamasına başvuramamasından kaynaklanıyor” dedi.

Kısırlık sorunu olan erkeklerin de tedavi olmak için zaman kaybetmesinin sıkıntı yarattığının altını çizen Prof. Dr. Recai Pabuçcu, kadınların yaşının bu süre içinde riskli sınırlara geldiğini kaydetti.

Moda nereye gidiyor?

mod2Sezonun şıklık kodu 'varla yok arası' bir yalınlıksa modadaki bu karmaşa niye? Tasarımcılar için bir başkaldırı olarak tanımlanabilen bu coşkunun nedeni, bizlere gücümüzü ortaya koyabilecek yeni silahlar verebilmek. Birileri hala bizi çözmeye çalışıyor!

İlk olarak şunu söyleyebiliriz; bizi, çelişkilerimiz var ediyor. Bu bulmacayı çözmeye çalışan moda, eğer başarırsa hiçbir şey eskisi kadar heyecanlı olmayacak. Biz kadınlar zıtlıklarla besleniyor, kendimizi ararken yeni bir keşif daha yapmanın keyfini çıkarıyoruz. İşte bu nedenle, eskisinden daha çok tasarım seviyor, başkalarının hikáyelerinde kendimizi arıyoruz. Hiç şüphesiz bu arayış daha uzun süre devam edecek.

Bu yaza dair, bundan sonra anlatacağımız hiçbir temanın kurgusu belki de bu kadar renkler üzerine olmayacak. Tasarımcılar için bir başkaldırı olarak tanımlanabilen, resimlerde de gördüğünüz bu coşkunun nedeni, mevsimin enerjisini bizlere daha fazla hissettirmek, bizlere, içimizdeki zenginliği tarzımıza aktarabilmemiz için bir fırsat sunabilmek.

Modayı şifreleyen trend raporları, sezonda kendine güveni tam, güçlü bir kadın yaratıyor. Hatta, tam da bu konuyla ilgili olarak, P&G'nin rehber niteliğindeki trend raporunda yeni sezonun özeti şöyle yapılıyor: Kumaşlar ve geçişler ne kadar sessiz olursa olsun, tasarımlar daha karmaşık, süslemeler daha iç içe, renkler ve aksesuarlar daha göz alıcı. Tam bir çelişki ama üretkenlik adına işe yarıyor!

Doğal yollardan güzelleşelim!

dogalguz Gelin bu hafta sonunu kendinize ayırın. Çoktandır ihmal ettiğiniz cildinize besleyici bir maske hazırlayın!

Sağlıklı ve ışıltılı bir cilt için ne sihir, ne de mucize gerekiyor. Sadece buzdolabınızı açmanız ve içindeki meyve, yumurta ya da sebzelerle güzellik maskesi hazırlamanız yeterli...

Yağlı cilde limon

Probleminiz:

Cildiniz aşırı yağlı. Üstelik yer yer parlıyor ve gözenekler genişlemiş. Bu durumda yağ dengesini düzenleyen bir maske uygulamalısınız. Limon bu konuda yararlı olabilir.

Ne yapmalısınız?

Her sabah uyandığınızda ayna karşısına geçin ve cildinizi dikkatle inceleyin. Büyük bir olasılıkla yeni bir sivilce ile karşılaşabilirsiniz. Yağlı cilt, sivilce ve aknelere davetiye çıkarabiliyor. Bu durumda antiseptik ve sıkılaştırıcı etkili olan limon ile maske hazırlayın.

Size uygun maske:

2 limonun kabuğunu soyup kabuklarını 2 çorba kaşığı suyun içinde 3 dakika bekletin. Robotta püre halinde ezin ve canlandırıcı maske olarak kullanın. Temizlenmiş cildinize pamukla sürüp birkaç dakika bekleyin. Ilık suyla yıkayıp havlu ile kurulayın ve ardından günlük nemlendiricinizi sürün.

Limonun özellikleri:

Sıkılaştırıcı ve mikropları öldürücü özellikler içeren limon, bol su içerdiği için toksinlerin vücuttan atılımını sağlıyor. Böylece cilt pürüzsüz bir görünüme kavuşuyor. Zengin C vitamini deposu olduğu için cildi dış etkenlerden koruyup cilt hücrelerinin yenilenmesine katkıda bulunuyor.

Kuru cilde marul

Probleminiz:

Sürekli stres hali ve yoğun çalışma temposu cildi olumsuz yönde etkileyerek kuruluğa sebebiyet verebiliyor. Önlem alınmazsa ilerleyen dönemlerde cilt, mat bir görünüme kavuşuyor ve erken kırışıklıklar söz konusu olabiliyor. Kuru cilt diğer cilt tiplerine oranla daha çabuk yaşlanıyor.

Ne yapmalısınız?

Sağlıklı, taze ve ışıltılı bir cilt istiyorsanız öncelikle maksimum düzeyde bir nemlendirme sağlamalısınız. Bu nedenle bol su içeren tüm meyve ve sebzeler cildinizin dostu olabilir. Bizim önerimiz marul ya da kıvırcık salata. Her ikisinin de içerdiği su miktarı cilde ihtiyacı olan nemi sağlayacaktır.

Size uygun maske:

Birkaç marul yaprağını kaynar suya batırıp 2 dakika bekletin ve soğumaya bırakın. Yaprakları temizlenmiş yüzünüze ve boynunuza uygulayın. 20 dakika bekleyip yüzünüzü ılık su ile yıkayın. Havlu ile tampon yaparak kurulayın.

Marulun yararları:

Marul bol su içerdiğinden vücuttaki toksinleri atıp temizliyor, zengin A vitamini sayesinde cilde pürüzsüzlük kazandırıyor. C vitamini ile de cildi güçlendirip olumsuz dış etkenlere karşı koruyor.

Yıpranmış cilde üzüm:

Probleminiz:

Cilt bir takım olumsuz etkenlerden dolayı yıpranmaya ve erken yaşlanmaya başlıyor. Özellikle sonbahar aylarında ani değişen havalar cildi fazlasıyla etkiliyor. Bu dönemlerde cildi tazelemek ve kış mevsiminin zararlarından korumak için ölü hücrelerden arındırılması gerekiyor.

Ne yapmalısınız?

Bu durumda sadece nemlendirici kullanmak yeterli olmaz. Belli aralıklarla peeling yani ölü hücrelerin temizlenmesi işlemini de uygulamalısınız. Üzüm, bu konuda derdinizin çaresi olabilir. Üzüm, içerdiği maddeler sayesinde cildi derinlemesine temizlerken, kan dolaşımını da düzenliyor.

Size uygun maske:

Üzümlerin kabuklarını soyun. Çukur bir kaseye alıp çatalla ezerek püre haline getirin. Fazla suyunu süzün ve posasını temizlenmiş cildinize dairesel hareketlerle masaj yaparak sürün. 20 dakika bekleyip yıkayın.

Üzümün yararları:

Ölü hücreleri temizlemenin yanı sıra selülite de iyi geliyor. Cildin su tutmasını engelliyor. Zengin içeriği ile toksinleri atan üzüm, bağırsak ve böbrekleri çalıştırıyor, bol enerji veriyor ve cildin yaşlanmasını geciktiriyor.

Yorgunluğa çare muz

Probleminiz:

Çalıştığınız ortamda yoğun hava kirliliği söz konusu ise ya da sigara tiryakisi iseniz ve gece hayatınız varsa bu durumdan en çok etkilenecek yerlerden biri de cildinizdir. Cilt, dış etkenlere karşı savaşamayacak kadar güçsüz hale geliyor ve yorgun bir görünüme kavuşuyor.

Ne yapmalısınız?

Yorgun cilt soluk renklidir, kırışıklıklara davetiye çıkarır. Hiç değilse haftada bir kez zengin potasyum kaynağı olan muzla bir maske uygulayın. Muzun içeriğindeki yorgunluk giderici etkiler cildi dinlendirerek tazeliyor ve ışıltılı bir görünüme kavuşmasını sağlıyor.

Size uygun maske:

1 muzu çatalla ezerek püre haline getirin. Temizlenmiş cildinize masaj yaparak sürüp 15 dakika bekleyin. Ilık suya batırılmış pamukla cildinizi temizleyin. Ilık suyla yıkayıp havlu ile tampon yaparak kurulayın.

Muzun yararları:

Muz yüksek tansiyon, yorgunluk ve kramplara karşı etkili olan potasyum açısından çok zengin bir meyve. Bol enerji verip, idrar söktürücü özellikler içeriyor. Ayrıca A ve C vitaminleri içeriyor. Bu nedenle yorgun cildin en yakın dostudur.

Kızarıklık sorunlarına çilek

Probleminiz:

Cildinizde dolaşım sorunları var. Kılcal damarlarınız zaman zaman hiç de estetik olmayan görüntülere yol açıyor. Sivilceler ve yer yer kızarıklıklar ortaya çıkıyor.

Ne yapmalısınız?

Öncelikle kan dolaşımını hızlandıran sebze ve meyveleri araştırın. Frenküzümü, ahududu, böğürtlen ve çilek gibi meyveler bu konuda can simidiniz olabilir. Ayrıca içerdikleri bol A vitamini sayesinde cilde pürüzsüz ve kadifemsi bir görünüm kazandırırlar.

Size uygun maske:

1 avuç dolusu çilek veya ahududuyu bir kâseye alın. Püre halinde ezip cildinize sürün. Ancak cildiniz kuru ise çilek püresine 2 çorba kaşığı süt kreması ekleyip karıştırın ve temizlenmiş cildinize uygulayıp 10 dakika bekletin. Yıkayıp kurulayın.

Çileğin özellikleri:

Çilek, bol C vitamini içerdiği için vücudun ve cildin bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Toksinlerin atılımını kolaylaştırarak vücudu temizliyor. Ayrıca bağırsakları yumuşatarak kabızlığı gideriyor.

Kırışıklıklara kivi

Probleminiz:

İlerleyen yaş, düzensiz yaşam tarzı ve olumsuz dış etkenler cildin direncini kaybetmesine ve kırışıklıkların oluşmasına neden oluyor. Önlem alınmazsa ciltte hızlı yaşlanma başlıyor ve cilt soluk bir renge bürünüyor.

Ne yapmalısınız?

Cilde kadifemsi bir yumuşaklık ve ışıltı kazandırmak, kırışıklıkları hafifletmek için ekstra bakım uygulamakta yarar var. En zengin C vitamini kaynağı olan kivi yaşlanmayı durdurabiliyor. Yaşınız 25'in üzerinde ise kivi maskesini haftada bir kez uygulayın.

Size uygun maske:

Birkaç kiviyi soyup çatalla ezerek püre haline getirin. Suyunu süzüp posasını temizlenmiş yüzünüze ve boynunuza masaj yaparak sürün. 20 dakika bekleyip ılık suya batırılmış pamukla silin ve ılık suyla yıkayıp havlu ile kurulayın.

Kivinin yararları:

Kivinin portakal ve limon gibi turunçgillerden daha fazla C vitamini içerdiğini biliyor muydunuz? Kivi de ayrıca bol miktarda magnezyum bulunuyor. Anemi ve mide problemlerine etkili olan kivi, bağırsakları yumuşatıyor ve toksinlerin atılımını sağlayıp vücudu temizliyor.

Pürüzlü cilde fesleğen

Probleminiz:

Cildiniz pürüzlü ve yaşlı görünüyor. Sık sık lekeler ve sivilceler de ortaya çıkıyor. Eğer özenli bir bakım uygulamazsanız yüzünüzdeki kırışıklıklar artarak derinleşebilir.

Ne yapmalısınız?

Bu konuda taze ya da kuru fesleğen imdadınıza yetişebilir. Fesleğen, temizleyici ve canlandırıcı etkisiyle hücreleri yenileyerek cildin elastikiyetini artırıp ışıltılı bir görünüme kavuşmasını sağlıyor. Haftada 1 veya 2 kez fesleğen maskesi uygulamanızda yarar var.

Size uygun maske:

1 avuç kuru fesleğen yaprağını bir çay fincanı kaynar suya atın. 1 çorba kaşığı süt tozu ilave edip ılınmaya bırakın. Süzüp cildinize dairesel hareketlerle masaj yaparak yedirin ve temizleyici olarak kullanın. Özellikle kuru ciltler için çok yararlı bir doğal temizleme ürünü.

Fesleğenin özellikleri:

Saçlarınız mı dökülüyor? Özelikle taze fesleğen kullanmanızı öneriyoruz. Saç dökülmesini yavaşlatıyor. Bir demet fesleğen yaprağını yarım litre suda kaynatıp süzün. Ilınınca bir şişeye alıp ağzını kapatın. Her yıkamada saç diplerinize friksiyon yaparak uygulayıp saçınızı yıkayın.

Şişkinliğe karşı rezene

Probleminiz:

Son zamanlarda her sabah uyandığınızda aynadaki görüntünüzden rahatsız mı oluyorsunuz? Yüzünüz ve gözlerinizdeki şişkinlik sizi rahatsız edecek boyutlara mı ulaştı? Üstelik cildiniz soluk mu? Bu sorulara yanıtınız evet ise rezeneyi deneyin.

Ne yapmalısınız?

Acil önlemler almazsanız sürekli şişkinlik cildinizin elastikiyetini kaybetmesine yol açabilir. Öncelikle şişkinliği giderip sonra cildi sıkılaştırıcı önlemler alın. Bunun için rezene maskesini cildinizin durumuna göre haftada bir ya da iki kez deneyin.

Size uygun maske:

20 gr rezene yaprağını 1 çay fincanı suyla kaynatıp süzün. 3 çorba kaşığı rezene suyuna 1 yumurta sarısı ve ayrı bir yerde kar halinde çırpılmış 1 yumurta akı ilave edip karıştırın. Yüz ve boynunuza sürüp 15 dakika bekletin. Ilık suyla yıkayıp kurulayın.

Rezenenin yararları:

Yüksek oranda A vitamini içeren rezene cilde en yararlı sebzelerden biri. Ayrıca B ve C vitaminleri, kalsiyum, kükürt ve demir kaynağı da. Hindistan'da yüzyıllardır değişmeyen bir gelenektir rezene. Her yemekten sonra ağız kokusunu gidermek ve hazmı kolaylaştırmak için rezene tohumu çiğnenir.

Lifting etkili yumurta

Probleminiz:

Cildinizde hafif sarkmalar başladı. Bunun nedeni cilt yapınız olabilir. İlerleyen yaş ya da hızlı kilo alıp verme gibi sorunlar da cildin esnekliğini yitirerek sarkmasına yol açıyor. Acil olarak cildinizi sıkılaştırmazsanız sarkma artacaktır.

Ne yapmalısınız?

Cildinizi sıkılaştıracak malzemelerle maskeler hazırlayın. Aminoasit içerikli ve albümin içeren yumurta akı cildinize lifting etkisi yapacaktır. Özellikle yumurta akı bu konuda gerçek bir uzman.

Size uygun maske:

2 yumurta akını 1 çorba kaşığı tozşekerle kar halinde çırpın. Hazırladığınız bu karışımı temizlenmiş cildinize pamukla masaj yaparak sürün. 15 dakika bekleyip ılık suya batırılmış pamukla temizleyin. Ilık suyla yıkayıp havlu ile tampon yaparak kurulayın.

Yumurtanın yararları:

Yumurtanın, ucu çatallaşmış saçlara iyi geldiğini biliyor muydunuz? Saçları adeta yeniden yapılandırıp ışıltı kazandırıyor. 1 yumurta sarısını ayrı bir yerde çırpıp 1 çorba kaşığı bebe şampuanına ilave edin. İyice karıştırın ve saçlarınıza masaj yaparak uygulayıp birkaç dakika bekledikten sonra yıkayın.

Güçsüz cilde nane

Probleminiz:

Birkaç gecenin uykusuzluğu adeta cildinize yansımış. Güçsüz ve yıpranmış bir görünüm içeriyor. Cildinizden sanki yorgunluk okunuyor. En iyisi bir an önce önlem almak. Aksi durumda cilt, sağlıksız bir görünüme kavuşup kırışıklıklara davetiye çıkarabilir.

Ne yapmalısınız?

Öncelikle cildinizi dinlendirmelisiniz. Bunun için rahatlatıcı etkili bitkilerden yararlanın. Nane, papatya gibi. Hazırlayacağınız maskeleri haftada 1 ya da 2 kez uygulayarak cildinizi yeniden yapılandırın.

Size uygun maske:

20 gr taze nane yaprağını 1 çay fincanı suyla kaynatın. Ilınınca süzün. Bir elmayı soyup rendeleyin. Nane suyuna ilave edip karıştırın. Daha önceden temizlediğiniz yüz ve boynunuza masajla yedirerek sürün. 20 dakika bekleyip cildinizi yıkayın ve havlu ile kurulayın.

Nanenin yararları:

Fiziksel ve ruhsal yorgunluğun ilacı nane. Banyo suyuna ilave edeceğiniz bir avuç nane ile papatya derdinizin çaresi olabilir. Üstelik sıcak banyo sırasında banyonuz bu kokulu bitkilerden dolayı çok hoş kokabilir. Bitkilerin sinirler üzerinde rahatlatıcı bir etkisi de var.
 

Mutluluğun sırrı ne?

ess Birbirlerine dedikodu yapmak için zaman ayıran çiftlerin, evliliği perçinleniyor.

Çukurova Üniversitesi Psikiyatri Uzmanı Sabri Yurdakul, sır saklama konusundaki ortak yaklaşımların, eşlerin birbirlerine yakınlaşmasına ve iç dünyasını açmalarına yardımcı olacağını söyledi.

Medikososyal Bölümü ve Yaprak Psikiyatrik, Psikolojik Danışma Merkezi Uzmanı Yurdakul, eşlerin özel hayatlarıyla ilgili konuları paylaşmalarının, onları birbirlerine yakınlaştıracağını söyledi. Yurdakul, “Günün nasıl geçti, nereye gittin, kimlerleydin?” soruları yerine, eşlerin birbirlerine sırdaş olmaları ve yakın çevreleriyle ilgili dedikoduları anlatmalarının, onların paylaşımlarını artıracağını söyledi. Eşlerin her şeyden önce yakın arkadaş olmaları gerektiğine dikkati çeken Sabri Yurdakul, “Birbiriyle iyi arkadaş olan çiftlerin evlilikleri daha sıhhatli yürüyecektir. Bu nedenle günlük hayatla ilgili özel konuları paylaşmaları, ortak yaşamlarını zenginleştirecektir” diye konuştu.

Eşlerin paylaşımlarının diğer insanlara iletilmemesi konusunda dikkatli olmaları gerektiğini de vurgulayan Yurdakul, sır saklama konusundaki ortak yaklaşımların, eşlerin birbirlerine yakınlaşmasına ve iç dünyasını açmalarına yardımcı olacağını söyledi. İnsanların sırlarını paylaştıkları kimselere daha çok güveneceğini ve onunla konuşma isteğini daha çok duyacağını ifade eden Yurdakul, sözlerini şöyle tamamladı:

“Bu durumda eşler arasındaki diyaloglar artacak ve konuşma konuları artacaktır. Böylelikle birbirleriyle konuşmak için konu bulmakta zorlanmayacak ve televizyonun karşısında oturan iki yabancı olmaktan çıkarak, birbirlerine sırlarını dökmek isteyen iki samimi arkadaşa döneceklerdir ki, bu da evliliğin sağlıklı yürümesine yardımcı olacaktır. Bu yüzden eşlerin birbirleriyle dedikodu yapmak için zaman ayırmaları evliliği perçinleyecek ve paylaşımlarını artıracaktır.”

Kilo vermenin püf noktaları

kadinelKilo verememenin pek çok nedeni var ama en önemlisi arzulanan kilo kaybının bir türlü sağlanamamasıdır. Eğer bir kilo kaybı programında yağlarınızdan istediğiniz hızda kurtulamıyorsanız bu yazıyı dikkatle okuyun. Mutsuz bir zayıflama yolcusu olmak istemiyorsanız anlatılanların sizinle ilgili olup olmadığına daha çok dikkat gösterin. Aklınıza takılan soruların çoğunun yanıtını da önceki başarısızlıklarınızın nedenlerini de bu yazıda bulabileceğinizi umuyorum.

Hormonlar: Gizli kilo sabotajcıları
Kilo yönetimi programına başlayan hastalarımıza neredeyse ezberletmeye çalıştığımız bir cümle var: Kilo kaybını değil yaşam tarzınızı değiştirmeyi hedefleyin. Eğer kilo kaybına odaklanırsanız ve hele bir de yağlardan kurtulmanın aynı hızda devam edeceğini sanırsanız bir süre sonra hayal kırıklığına uğrarsınız. Vücudunuz özenle biriktirdiği yağlarını kaybetmekten pek hoşlanmaz. Kilo almaya karşı herhangi bir direnç göstermeyen bedenimizin kilo kaybına gösterdiği tepki traji-komik bir davranıştır. Bu davranıştan "tutumlu genler"in sorumlu olduğunu daha önce yazmıştık. Buzul çağındaki uzun açlık dönemlerinde insan genlerinde oluşan değişikliklerin ürettiği bu tutumlu genler -herhangi bir açlık, kıtlık ihtimaline karşı- vücudun yağ kaybını engellemektedir. Vücudunuz bunu başaracak pek çok sistem ve kimyasalla donatılmıştır.

İlk yanıtı tiroit bezi veriyor
İlk yanıt tiroit hormonları aracılığıyla verilir. Siz kilo vermeye başlayınca bedeninizde üretilen T4 hormonunun T3 hormonuna dönüşmesi bozulmakta, bir tiroit hormonu yetersizliği ortaya çıkmaktadır. Tiroit hormonu yetersizliğinin daha yavaş çalışan, daha az enerji harcayan bir metabolik süreç oluşturduğunu yani metabolizmanızı tembelleştirdiğini daha önce de hatırlatmıştık. Kilo kaybı sürecinde bir süre sonra ortaya çıkan yavaşlamanın başka nedenleri de var. Bunların da çoğu hormonal savunma mekanizmalarıdır. Vücudunuz leptin, oreksin, ghrelin, insülin, kortizol gibi hormonları salgılama süreçlerinde yaptığı değişikliklerde yağ kaybını önlemeye çalışır. Kısacası eğer bir kilo kaybı süreci planlıyorsanız vücudunuzda şu veya bu şekilde yaşayacağınız metabolik ve hormonal bazı kavgalara hazır olmalısınız.

Siz de mutsuz bir "kronik diyetçi" olmayın
"Kilo kaybedemiyorum" diye üzülen hastaların yaptıkları en önemli yanlış, beslenme hatalarıdır. Kilo kaybı için uzun süre aç kalan, düzensiz yemek yiyen, besin dengelerini bozan diyetlerle metabolizmasını alt üst eden, bütün gün aç kalıp akşam saatlerinde sürekli buzdolabını ziyaret eden -hatta bu ziyaretlerini gece tatlı uykusunu bölerek sürdüren-, kilo vermeye çalışmasına rağmen hálá karbonhidratı fazla, şekerden zengin, besin yükü fazla besinler tüketerek, kafeinli içecekler ve diyet ürünlerle hipoglisemi nöbetlerini tetikleyen pek çok müzmin diyetçi(!) tanıdım. Her şeyi bildiklerini ve her yolu denediklerini ama kilo kaybını bir türlü beceremediklerini anlatırken bile ümitsiz ve yorgundular. Üzülerek belirtelim ki kronik diyetçilerin üretiminde onlar kadar yanlış diyet programlarının, ticari diyet merkezlerinin, kuşkulu diyet ürünlerinin, tehlikeli, zararlı ve etkisiz diyet haplarının ve bu işi sadece kazanç amacıyla yapan sözde uzmanların da rolü var.

Sadece "yememek" işi çözmüyor
Vücudunuzun kilo kaybına direnmesinin ikinci önemli nedeni çok önemli bir şeyin, daha aktif bir yaşam tarzı geliştirme yani daha fazla bedensel egzersizin unutulmasıdır. Hareket sürenizin yoğunluk ve sıklığını artırmadan, vücudunuzu eskisinden daha çok kalori harcayan bir araç haline getirmeden yağ kaybını başarmanız, başarsanız bile bu başarıyı istediğiniz hıza ulaştırmanız, sürdürmeniz ya da korumanız pek mümkün olmaz. Bedensel aktivite yaktığı kalorilerin yanında istirahat metabolizma hızınızı da artırarak kilo kaybınızı destekleyecektir.

Hastalıklar da kilo aldırabilir
Kilo kaybına neden olan sabotajcılar arasında bedensel sorunlar, hormonal-metabolik hastalıklar da vardır. Senelerdir kilo kaybına muvaffak olamayan "polikistik over sendrom"lu pek çok genç kız veya orta yaşlı hasta tanıdım. Gözden kaçmış tiroit bezi tembelliği (hipotiroidi) sorunu çözülmediği için kilo veremeyen çok sayıda hastam oldu. Glikoz tolerans bozukluğu düzeyine ulaşmış "hiper-insülinemi" yani aşırı insülin üretimi ve buna hücresel cevapsızlık problemi olan ve bu nedenle hipoglisemi-hiperglisemi dalgalanmaları yaşamaktan yorulan yorgun, bitkin, uykulu, unutkan, sinirli hastaları da bu gruba ekleyebilirsiniz.

Orta yaş sınırını geçince kilolar artıyor
Orta yaşlı erkeklerin veya menopoz dönemini yaşayan kadınların ortak problemlerinden biri de kilo kaybında yaşanan zorlanmalardır. Bahara girerken kış aylarında biriktirdiği 23 kiloluk kayıpları, eskiden 23 haftalık diyetler ve hafif aktivite artışlarıyla çözümlerken şimdi zorlanan 45-50 yaş kuşağı hastaların hikáyesini kilo sorununun çözümüyle uğraşan hekimlerin hepsi iyi bilir. Burada erkeklerde testosteron hormonunun kadınlarda östrojen ve diğer hormonların azalması kilo direncinin başlıca nedenleridir. Unutmayın! Vücudunuz kolay kilo almak, kolayca yağlanmak ama bunları kolay kolay bırakmamak üzere programlanmış son derece akıllı bir makinedir. Eğer kilo sorununuzu çözmek istiyorsanız o makineden gelen seslere kulak verin.

İlaçlar kilo aldırır mı?
Kilo vermekte zorlanıyorsanız kullandığınız ilaçları da şöyle bir gözden geçirmenizde fayda var. Bazı ilaçlar ne yazık ki kilo almayı kolaylaştırıyor. Bunların ilk sırasında kortizol içeren ilaçlar geliyor. Ne iyi ki hekimler de hastalar da kortizol ihtiva eden ilaçların bu riskini artık çok iyi biliyor. Şimdi en yaygın tehlike depresyon ilaçlarının sorumsuz ve dikkatsiz kullanımı ile ilişkili gibi görünüyor. Bu ilaçlara bir psikiyatri uzmanı, bu konuda deneyimli bir iç hastalıkları hekiminin önermesi olmadan başlamamak gerekiyor. Depresyon giderici ilaçlar, bırakın hekim önerisini bazı hastalar tarafından komşuların önerisi ile bile kullanılır hale geldi. Anti-depresan ilaçların çoğunun kilo aldırdığı doğru ama tedavisi gereken bir depresyon problemi varsa bu ilaçların kullanılması da tıbbi bir zorunluluktur. Dikkat edilmesi gereken nokta bu ilaçlara başlarken bir uzman desteği almak, onları rastgele kullanmamaktır. Eğer "majör depresyon" tedavisi gören biriyseniz kilo alma bahanesiyle ilaçlarınızı asla kesmemeniz gerektiğini de bilmelisiniz. Kilo almayı kolaylaştıran ilaçlar listesine anti- histaminikleri, bazı beta reseptör engelleyici ilaçları da ekleyebilirsiniz.

‘Düşük bel pantolon beli kalınlaştırdı'

belduADANA - Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cemil Dalay, dünyada olduğu gibi kadın, erkek, genç, hatta çocuk yaşlarda bile herkesin bel çevresi kalınlığının hızla arttığının gözlendiğini belirtti.
Prof. Dr. Cemil Dalay, estetik cerrahiye başvuran hastaların önemli bölümünün yakınmasının bel çevresindeki bölgesel kalınlaşma olduğunu ifade ederek “Bu kalınlaşmada en büyük etkeni giyim tarzı oluşturuyor” dedi.

Yaklaşık 40-50 yıl öncesindeki giyim tarzını hatırlayabilenler, bunları Türk filmleri ya da eski fotoğraflarda görme fırsatı bulanların, bel bölgesindeki inceliği kolayca fark edebileceklerini ifade eden Dalay, şunları söyledi:
“1950-60 yıllardaki Türk kadınlarında olduğu gibi ince bele sahip olmak isteyenler giyim tarzını gözden geçirmeli. Çünkü, son yılların modası düşük bel pantolonlar bel çevresinde yağ dokusunu artırıyor. Bir de bu düşük bel modası öylesine abartılıyor ki özellikle kadınların pantolonları neredeyse sadece iki bacaktan ibaret gibi görünmekle kalmayıp, aynı moda eteklerde de görünüyor. Artık sadece göbek altı değil neredeyse göbeğin tamamı açıkta kalıyor.”

Dalay, modayı takip etmenin önemli olduğunu, bundan hiç kimsenin kendisini alıkoyamayacağını ifade ederek “Ancak, en azından vücut estetiğini bozan giysilerin yanı sıra zaman zaman da olsa vücudu toparlayıcı giysiler tercih edilmeli. Bel bölgesini kavrayan tarzda giysiler tercih edilmeli ya da medikal bel korseler kullanılmalı” dedi.

Bel çevresinin serbest bırakılmasının, burada yağ birikintisinin artmasına neden olmakla kalmayıp, kişinin bu kalınlaşmanın farkına bile varmamasına yol açtığını vurgulayan Dalay, şunları kaydetti:
“Uzun süre düşük bel pantolon giyimi bel çevresindeki kalınlaşmaya bağlı olarak estetiğin yanı sıra çeşitli sağlık sorunlarına da neden oluyor. Çünkü, bel bölgesindeki yağlanma diyabet, kalp-damar hastalığı ve yüksek tansiyona davetiye çıkarıyor.”

Dalay, bilim çevrelerinde “Metabolik sendrom” olarak adlandırılan bel bölgesi kalınlığının Türkiye’de 20 yaşın üstündeki her 3 kişiden birinde görüldüğünü belirterek, “Yetişkinlerde, erkekler için 94 santimetre, kadınlar için 80 santimetre sınır kabul ediliyor. Bu nedenle hem estetik hem sağlık için bel bölgesindeki yağlanmaya karşı önlem alınmalı” diye
konuştu.

Ayaklarınıza uygun ayakkabılar giyin

ayakkab

Ayaklarınıza uygun ayakkabılar giyin

Bizim için canla başla çabaladıkları halde ayaklarımızın değerini çoğumuz pek bilmeyiz. Onları önemsemez ve biçimsiz ayakkabıların içine sokuştururuz, bize acı vermeye başlayıncaya kadar da aklımıza bile getirmeyiz. Normal ömür süresi içinde kişi 120 bin kilometre yol yürüdüğüne göre yüzde 40'ımızın gün gelip ayaklarımızdan şikayetçi olmamıza şaşmamak gerekir. Halbuki ayağa uygun ayakkabılar giyerek sorunların çoğu önlenebilir.

Uzmanlar, çocuklukta ayağa uygun ayakkabılar giymenin ileride ortaya çıkabilecek sorunları önlediğini belirterek, çocuklara ayakkabı alırken şu hususlara dikkat edilmesi gerektiğini bildiriyor:

"Çocuk için satın aldığınız ayakkabının burnunda, ayak parmaklarının rahatça hareket edebilecekleri kadar yer bulunsun. Ayakkabının burnuyla en uzun ayak parmağı arasında elinizin başparmağı kalınlığında bir aralık olmalıdır."

Çocuklara ayakları büyüdüğü zaman da giyebilecekleri kadar kocaman ayakkabılar almanın da sorunlara sebep olabileceği uyarısında bulunan uzmanlar, ayakkabının topuk kısmının bükülebilen özellikte olması gereğine de dikkat çekiyor.

Yüksek topuk sorun yaratıyor

Büyüklerin ise uzun süre yüksek topuklu ayakkabılar giymelerinin, ileride belde, ayaklarda ve bacaklarda ağrılara ve ayak parmaklarının pençe gibi kıvrılmasına sebep olduğunu söyleyen uzmanların tavsiyeleri şöyle:

"Yüksek topuklu ayakkabıları özel günlere saklayın veya zamanın çoğunu oturarak geçireceğiniz günlerde giyin. Günlük meşgalelerde ve dans ederken ayağı destekleyen alçak topuklu ayakkabılar giyin. Özellikle yaşlı kişilerin ayağı iyice saran ve destekleyen alçak topuklu ayakkabılar giydirin. Ayakları sağlıklı tutmak ve düşmeleri önlemek için sağlam ve ayağı destekleyen ayakkabılar giyilmelidir. Ayakkabının tabanı lastik veya sentetik bir maddeden yapılmış ve yüzeyi kabartılmışsa ayağınız kaymaz. Ayakkabının tabanı köseleden yapılmışsa ayağınız kolayca kayar. Ayağa tam oturmayan ayakkabı veya terlikler ayağınızı sürümenize ve dengenizi kaybetmenize sebep olur. Ayakkabının ayağa tam oturduğunu, ayakkabının burnunda ayak parmakları için yeterli yer olduğundan (en uzun ayak parmağıyla ayakkabının burnu arasında 1-2 cm bulunmalıdır) ve ayakkabının topuk kısmının ayağı rahatça sarmasından anlayabilirsiniz."
En emniyetli topukların alçak (5 cm'den az) ve kalın topuklar olduğunu ifade eden uzmanlar, kama topukların da 5 cm'den alçak olmak şartıyla iyi bir seçenek olabileceğini bildiriyor.

Uzmanlar, ayağı iyice saran bağcıklı veya kapalı kesimli fantazi ayakkabıların ayağı iyi desteklediğini belirtirken, terlik gibi ayağa geçirilen, tokyo ve benzer ayakkabıların ise ayağı yorduğunu ve ayak bileğinin kolayca burkulmasına sebep olduğunu kaydediyor.
İçi yastıklı, tabanı bükülebilen (koşu ayakkabılarında olduğu gibi) ayakkabıların, ayağı sert ve eğri büğrü zeminden koruduğunu ve ayakla zemin arasında tampon görevi gördüğünü vurgulayan uzmanlar, deri veya delikli sentetik maddelerden yapılmış hafif ayakkabıların, adeta "nefes aldığı" ve ayakkabının içine hava girmesini sağladığı için rahat olduğunu belirtiyor.

Uzmanlar, ayakkabıları gerekirse tamir ettirmeyi unutmamanın da önemli olduğunun altını çizerek, tabanı incelmiş veya topukları yenmiş ayakkabıların da tehlikeli olabileceği uyarısında bulunuyor.

Yazın getirdiği hastalıklara dikkat

annebb
Yazın getirdiği hastalıklara dikkat

 

Uzmanlar, yazın sağlığa zarar veren davranışları şöyle sıralıyor:
Soğuk yiyeceklerden fazla yemeyin: Sıcak yaz günlerinde, mide ve bağırsaklar fazla miktarda yenen soğuk yiyeceklerden dolayı daha hızlı çalışır ve böylece yemeklerin küçük bağırsakta durma süresi kısalır. Bu da vücudun besinleri emmesini olumsuz etkiler.
Hızlı su içmeyin: Yazın insan çok terler ve birdenbire içilen çok miktardaki su, kalbin yükünü artırarak kan yoğunluğunu düşürür. Bu da, nefes darlığı ve soğuk terlemeye neden olur.


Açık havada ahşap üzerinde oturmayın: Yazın havanın sıcak ve nemin yüksek olmasından dolayı, açık havadaki ahşap bank ve sandalyeler, çiğ ve yağmurdan dolayı çok miktarda su emer. Güneş altında kalan ahşap bank ve sandalyeler, nemi dışarıya atar ve üzerinde oturanların cilt hastalığı ve romatizma gibi hastalıklara yakalanmasına neden olabilir.


Gece açık havada yatmayın: Yazın vücut sürekli terler. ınsan uykuya dalınca vücut direnci zayıflar. Gece hava sıcaklığının düşmesi, soğuk rüzgar ve çiğ kolayca baş ve mide ağrılarına, eklem rahatsızlıklarına, sindirim bozukluğu ve ishale yol açabilir.
Öğle uykusunu ihmal etmeyin: Yaz mevsiminde gündüzler uzar ve hava sıcaklığından dolayı insan kolayca yorulur. Bundan dolayı öğle saatlerinde bir-iki saatlik uyku sağlık açısından yararlıdır.


Klimaya dikkat: Sıcaklık farkının büyük olması, üşütmeye neden olabilir. Klimaları dikkatli çalıştırın.

Yanlış diyet uygulamasına dikkat!

asuman3
Yanlış diyet kemik erimesini tetikliyor

 

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı'ndan Prof. Dr. Tunay Sarpel, kontrolsüz diyetin osteoporoz (kemik erimesi) hastalığı riskini artırdığını söyledi. Kemik erimesinin kalsiyum ve D vitamini eksikliğine bağlı olarak ortaya çıktığını vurgulayan Sarpel, şöyle devam etti: Özellikle, ergenlik döneminde yapılan bilinçsiz diyetler, ilerleyen yıllarda ortaya çıkacak büyük riskleri de beraberinde taşır'' dedi. Yemek sonrası içilen sigara da kemiği tamir eden hücreleri tembelleştireceğinden son derece zararlı.